logoların Kabul Edilemez Yükselişinin Sebepleri?

4
4287
Görüntülenme

‘Ne kadar büyük, o kadar iyi’ tabirini duyduk geçenlerde Gucci’den. Aslında bu cümleyle logoların yükselişini ve yükselmeye de devam edeceğinin sinyallerini alıyor gibiyiz öyle değil mi? Eskiden sportif markalarda daha fazla rastladığımız küçük sembol mahiyetindeki logolar, şimdilerde tasarımlarda en fazla aranan özellik olarak konumunu koruyor. Hatta tasarımların bile önüne geçebiliyor. Bu durum benim aklıma ilk olarak markaya duyulan sadakati getiriyor. Bir nevi marka bağımlılığı da dediğimiz hastalık gün geçtikçe artıyor. Seri üretimin hayatımıza kazandırdığı çeşitlilik, tek tipleşmeyi yok ediyor diyebilirim. Çeşitlilik arttıkça fiyatlarda da değişim gösterecek tekstil sektöründe markalar, bağımlılık oluşturmaya çalışıyor adeta. Bu unsur aslında akıllara ilk olarak reklam teriminin kabulüyle geliyor. Seri üretimin gerektirdiği reklam olgusu marka bağımlılığı oluşumuna sebebiyet veren en büyük etken.

Reklamlar, değişen toplum yapısı, kültür ve modernizmin getirdiği yeniliklerle değişebiliyor. Bu durumu en iyi anlatan ise: eskiden Televizyon, radyo gibi geleneksel mecralarda sıkça yapılıyorken, şimdilerde yeni medya, internet ortamında daha kolay ve maliyeti sarsmayacak şekilde reklam yapabiliyorsunuz. Mecraların artışından ve insanlardaki internet kullanımının yükselişinden dolayı doğru hedef kitleye, doğru mesajı vermek daha kolay hale geliyor. Televizyon gibi mecralarda reklam vermek oldukça meşakkatli bir süreç olmasına karşın, internet üzerinden verdiğiniz reklam daha kolay olabiliyor. Şuanda sektörde popüler olan sponsorlu reklam türü tam da marka bağımlılığı oluşturmaya hizmet eden bir unsurdur.

Bu duruma örnek olarak blogger sponsorluklarını verebilirim. Mesela instagram ortamında 1 milyon takipçisi olan bir moda Blogger’ının hedef kitlesine ulaşması için extra çaba sarf etmesi gerekmez. Hedef kitlesi zaten onu bulmuştur. Eğer üretilen ürünler Blogger’ın stiline uyuyorsa, takipçilerinin de yaklaşık %70’inin ilgisini çekecektir. Bu yüzden markalar doğru kişilerle çalışmak için hedef kitle analizi yaparak ürünlerini tanıtırlar. Her zaman güzel vücudu olan kusursuz kişilere özenildiği gibi onların yaşamlarına, giydiklerine, yediklerine ve içtiklerine kadar taklit edilmesi de kaçınılmaz oluyor. İşte! Tam da bu noktada hipnotize olup derhal o ürünü istediğimizin dürtüsü oluşuyor. Ürünün çoğu zaman maliyetinin ne olacağına aldırış etmeden, özendiğimiz kişi gibi gözükmek her zaman insanlara cazip geliyor. Hem de tasarımı, rengi, kalitesi fark etmeksizin! ‘Markanın ismini satması’ tabirine %100 katılıyorum. Şık olmak bazen kaliteye bakmayabilir. Zihinsel ve içgüdüsel olarak ilerleyen bu süreci sadece ürüne dayamak saçma bir olgudur. Bir nevi parası olup da zevksiz olanların kolay yoldan elde ettiği stil rehberi! Pardon stilsizlik durumu! Dünyaca ünlü moda evleri de bu durumu profesyonelce kullanıyor. Reklamlarla körelmiş zevk algısı bu sayede en dip noktalara ulaşmış oluyor.

Peki, tasarım için logo yeterli mi?

Tabii ki hayır! Özellikle kendi emeği ve tecrübesi ile bir yerlere gelmiş insanların tecrübelerini yaptıkları tasarımlarla taçlandırılması bana daha etik geliyor. Kendi ismini görmeden de adından söz ettirip, ardından konuşturulabilir tasarımlar.

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here